19 Mart 2019 - Özgürlüğün Metafiziği, ya da Kant’ın Felsefedeki Kopernikçi Devrimi - Berker Basmacı

19 Mart 2019 - Özgürlüğün Metafiziği, ya da Kant’ın Felsefedeki Kopernikçi Devrimi - Berker Basmacı

Saf Aklın Eleştirisi’nin yayımlanışının üzerinden geçen 238 seneye rağmen, insanlığın durumu maddi manevi bir kurtlar sofrasından farksız. İslamofobikler, islamcı faşistler, ırkçılar, siyonist yerleşimciler, hindu fanatikler ve türlü milliyetçilikler sonsuza kadar savaşma yeminlerini yenilerken, felsefenin mânâ aleminde de durumlar farklı değil: Normal bir akademisyen, günlük mesaisinin büyük bir bölümünü karşısına aldığı pozisyonu zayıflatmak adına çoğunlukla polemik nitelikli argümanlar üretmeye harcıyor. Felsefe dergileri, çoğu zaman farklı düşünce veya ekollerin birbirlerine karşı kemikleşmiş önyargılarıyla dolu. Kıtacılar analitikçilerle, pozitifistler doğal hukukçularla, Heideggerciler Hegelcilerle, idealistler realistler ile kıyasıya çarpışıyor, hemen her taraftan metafizik yapma suçlamaları havalarda uçuşuyor. İşte tam da bu noktada, Kant’ın “metafiziğin meydan muharebesini” adil bir barışla sonlandırma iddiasıyla gerçekleştirdiği Kopernikçi devrime dönüp bakmamız insanlığın yazgısı için kaçınılmaz hale geliyor.
Bu bağlamda sunumun temel amacı, felsefedeki Kantçı devrimi bireyin aciz ve temelsiz tekilliğinin, yani “şimdi ve buradaki” bedensel varoluşunun teorik ve pratik bütün değerlendirmelerin merkezine yerleştirilmesi suretiyle bütün insanlığı ortak paydada buluşturacak kozmopolit ve insancıl bir varlık anlayışının inşa edilmesi olarak yorumlamak olacak. İlk bölümde, önce Kant-öncesi gerçeklik tanımının insana değil, tanrıya göre yapılmış olduğu tezini tartışıp böyle bir gerçekçiliğin bağnazlığa, şüpheciliğe, göreceliliğe ve nihilizme yol açtığını, sonra da Kant’ın Kopernikçi hipotez ile üçüncü tekil şahsa göre yapılmış bütün ontolojik önkabulleri askıya almayı önerdiğini iddia edeceğiz. İkinci bölümde ise “şimdi ve buradalığın” mutlak hakikat kabul edildiği bir bakış açısında, gerçekliğin, nesnelliğin ve evrenselliğin ne manaya geldiklerine bakıp, madde ve mânâ arasında gerçek bir ayrım olmadığını savunacağız; sonrasında da öznellik dahil klasik felsefenin bütün kategorilerinin aslında “şimdi ve buradalığın” estetik kiplerinden başka bir şey olmadıklarını göstereceğiz. Vakit kalırsa da Kopernikçi devrimden sonra yaratılış, tanrı, madde, zihin gibi kavramların bir şey ifade edip etmediklerinden veya insan sonluluğuna dayalı bir aydınlanma düşüncesinin siyasi ve ahlaki sonuçlarından bahsedebiliriz.